AK Parti Ankara Milletvekili Aday Adayı Mehmet Öztürk İle Röportaj

Soru 1. Sayın Mehmet Öztürk, öncelikle milletvekili aday adaylığınız hayırlı olsun diyoruz. Kendinizden biraz bahseder misiniz?

Cevap: 1971 yılında Ankara’da doğdum. Ankara’da ; İlk, orta ve lise eğitiminden sonra  Uluslar arası Ticaret ve İşletmecilikten  mezun oldum. Son 17 yıldır da Almanya’da yaşıyorum. Aynı zamanda Avrupa’nın bir çok yerinde iş bağlantılarım var. Türkiye’de milletvekilliği adaylığım nedeniyle Makedonya’daki işimi devretmek zorunda kaldım.

Soru 2. Uzun yıllar yurt dışında ticaret yaptığınızı biliyoruz. Böyle başarılı bir uluslararası ticaret kariyerini bırakıp Türkiye'ye gelip insanınıza hizmet etme konusunda sizi motive eden neydi?

Cevap: 17 yıl yaşadığım Almanya’da edindiğim mesleki bilgi ve tecrübemi vatan özlemi ve ülkeme hizmet etme beni motive eden iki ana nedendir.

Soru 3. Türkiye ticaretini artırma konusundaki projeleriniz nelerdir? Cari açığın azaltılması konusundaki projelerinizden sözeder misiniz?

Cevap: Projelerimi,  cari açığın azalması konusu içinde birlikte açıklamak istiyorum.
Merkez Bankalarının öncelikli görevi fiyat istikrarını sağlamak ve korumaktır. Çünkü ekonomilerde temel unsur fiyatların istikrarlı bir seyir izlemesidir. Bu sayede yatırım, üretim ve pazarlama maliyetlerinin önceden tahmin edilebilmesi mümkün hale gelir.
Sadece para politikası araçları, açık piyasa işlemleri ile sorunun üzerine gidilmektedir. Esas olan temele inmektir. Sorunu yapısal reformlarla çözmek  yerine , kaynak sıkıntısını hızla çözmek için, yüksek faiz, düşük kur politikası tercih edilmiştir. Yüksek faiz, düşük kur politikası Kemal Derviş ile başlayan (2001 Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı) ve günümüzde  aynı şekliyle devam ettirilen ekonomi politikasıdır. 1994, 2001, 2006 yıllarında yaşanan finansal krizlerin sebebi de budur
Enflasyon ve  faizden kalıcı olarak kurtulmanın yolu üretimden geçmektedir. Bunun için;

  •     Arz fazlasını yaratabilme,
  •     Fason üretimi yerine katma değer yaratan yüksek teknoloji üretimi,
  •     Otomobil sanayini besleyen ara mal üretimi,
  •     Üretim maliyetlerimizin içinde en önemli etkenlerden olan enerji üretimi  ve
  •     Gıda üretimini çözmeye öncelik verilmelidir.

Şüphesiz  yüksek faiz politikaları ile bunu başarmamız mümkün değil.  Yüksek faizin bir kaç yılda bir kurlar üzerinde yarattığı riskler varken, yerli ve yabancı yatırımcının ben ülkenizde üretim yapmaya geliyorum demesi de mümkün değildir.  Otomobil üretimi, ihracat başarıları olsa da  markaların bize ait olmaması yani fason  üretimlerdir. Bölgemizde şartların olumsuz olması ve  yeni model üretiminden vazgeçilmesi durumunda  sonucun ne olabileceğini hepimiz tahmin edebiliyoruz. Otomobil sektöründe ara mal ithalatı nedeniyle de gerçek sonucun iç açıcı olmadığı ortadadır.
Yıllardır uygulanan yüksek faiz, düşük kur politikaları nedeniyle ortaya çıkan cari açık sorunu devam etmektedir.   Yüksek katma değerli, yüksek teknolojili yerli üretim arzını arttıramadan Türk parasının değerli olması  ülkemizi ithalat cenneti yapmakta ve üretim yurt dışına kaçmaktadır.
Faizin yüksek olduğu yerde, düşük kurların yarattığı rekabet riskleri nedeniyle kimse  üretim yapmak istemeyecektir.  Binlerce kişiyi istihdam ederek, bir kaç yılda bir ortaya çıkacak cari açık krizi nedeniyle patlayabilecek kur-faiz riskini de kimse istemeyecektir. Bunun yerine düşük kur avantajından yararlanarak ithalatçı olmak tercih edilmektedir. Ama bu seferde üretmeden  tükettiğimiz için ve bu tüketimi daha ziyade ithalat ile karşıladığımız için ülke bir türlü çözülemeyen bir cari açık riski ile yaşamak zorunda kalmaktadır.  Bunun için de sıcak para en önemli finansman kaynağı olarak görülmektedir.  Uluslar arası ya da içerideki şartlara göre de, kimse kaçmasın diye  sıcak paraya yüksek faiz ile şirin gözükülmeye çalışılıyor.  Üretmeden enflasyondan kurtulmak mümkün değildir.

Enflasyon ve yüksek faizin nedeni  cari açıktır. Cari açığın nedeni olarak da  büyüme ve tüketim taleplerinin yüksek olması görülmektedir.  Büyümenin artması ile ithalatın arttığı ve bunun da cari açığa neden olduğu görülmektedir.  Bu nedenle cari açığı frenlemek için, tüketime, kredilere ve dolayısı ile büyümeye sınır getirilmeye çalışılmakta ve  faizler de  arttırılmaktadır.  Böylece  cari açık düşecek ve enflasyon da inecek diye düşünülüsede   Yüksek faiz yüzünden talep düşeceği için enflasyon düşer ama kalıcı olmaz. Enflasyonu düşürmek için talebi kontrol etmek niyetiyle faizlerin arttırılması değil, tam tersine üretimi, yatırımı arttırmak ve bu sayede düşük enflasyonun kalıcı olmasına temel oluşturmak için faizlerin düşük tutulması yapılması gerekendir.
Yüksek faizle bir ekonomi kalıcı büyüyemez. Bu nedenle ekonomik politika değişikliğine gidilmelidir. Düşük faiz-gerçek kur politikası esas olmalıdır. Önümüzdeki  bir kaç yılda ;

  •     Gerekirse ekstra enflasyon artışı bile göze alınmalı, 
  •     Faizler çok daha düşük seviyelere indirilmeli,
  •     Yatırım ve tüketim kredileri ayrıştırılmalı,
  •     Sadece  para politikası değil, maliye, üretim politikaları da kapsamlı bir revizyona tabi tutulmalı, 
  •     Yerli üretimin önündeki engeller kaldırılıp, vergi yükleri azaltılmalıdır.

Bu yapılırsa ilk anda, düşen faizin cazibesi kalmayacağı için, kaçacak olan sıcak para nedeniyle kurlar yükselecektir. Kurların artması enerji faturamızı kabartacak, bu nedenle de cari açık bir süre için ekstra yükselecektir. Kur ve enerji fiyatlarındaki artışlar ithalata dayalı üretim yapımız nedeniyle üretim maliyetlerini arttıracağından enflasyon da artacaktır. Bir kaç yıl için bu riskler göze alınmalı tüm bu olumsuz etkenlere rağmen yatırımlar düşük faiz ile fonlanmalıdır. Eğer böyle bir reformist değişim kabul görürse , kısa bir süre sonra, bu kararların uluslar arası yatırımcıları da ülkemize çektiği görülecektir.

Üreten, eğitime önem veren, özellikle gıda üretimi, çeşitliğin artırılması,  pazar bulma projelerim arasında ayrıca her alanda problem teşkil eden sorunlara iştirak ve problemleri çözme konusunda tecrübe aktarımı ve destek olma hususları da benim için son derece önemlidir.

Soru 4. Siz hem yurt dışında hem de yurt içinde Ankara'nın sorunlarını gözlemleme fırsatı buldunuz. Sizce Ankara'nın en önemli sorunları nelerdir?

Cevap: Ankara’nın en büyük  sorunları şunlardır: 

  1. Göç ve işsizlik:  Ankara şehrinin başkent  olmasından sonra hızla kalabalıklaşmıştır. Özel ve kamu sektörü yatırımları başkent ve yöresine yoğunlaşmış, bunun sonucu ortaya çıkan çalışma olanakları büyük bir nüfus akımına yol açmıştır. Ekonomi, sağlık ve eğitim altyapısının gelişmişliği, suç oranının yüksek olmaması, kişi başına kamu yatırımının ve kişi başına mevduatın yüksek olması vb  göçü teşvik etmiştir. Göç ile gelen vatandaşlarımızın eğitim seviyesinin düşük olması nedeniyle hizmet sektöründe ve asgari ücretle çalıştıkları görülmektedir.
  2. Su problemi: Özellikle yağışların yeterli olmadığı yıllarda yaz döneminde yaşanan en önemli sorunların başında yer almaktadır.
  3. Yolların yetersiz olması ve trafik sorunu: İl ve ilçe merkezlerinde  yükselen çok katlı binalar ve mesai saatlerinde trafiğin mevcut yollar üzerinde yoğunlaşması
  4. Yeşil alan, park, gezi, mesire yeri eksikliği: Hafta sonları özellikle bu eksikliğin hissedilmesi nedeniyle,  Ankaralılar doğal alanlar yerine alışveriş merkezlerine akın etmek zorunda kalması.
  5. Öğrencilere yönelik Part time iş imkanlarının  kısıtlı olması. Paso bandrol ücretinin öğrenciler için pahalı denebilecek bir fiyata satılması,  öğrencilerin birçoğunun paso ücretinden şikayetçi olması
  6. Sosyal, kültürel ve sportif faaliyetlerin tam olarak koordine edilememesi ve Ankaralıların  etkinliklere katılımlarının  düşük olması.

Soru: 5. Son olarak Ankaralı seçmenlerinize neler söylemek istersiniz?

Cevap: Seçmenlere iletmek istediğim en önemli hususlar ;  kalite odaklı eğitim ve araştırmaya önem veren , her alanda üreten bir yapının oluşturulması  ile kişi başına gelirin ve yaşam standardının yükselmesine yönelik çalışmalar  için tüm gücümle ilk günden itibaren çalışarak değerli hemşehrilerime hizmet etmek amacındayım..
Saygılarımla